|
TARİH ÖNCESİ ÇAĞLAR:
Afyon ilinde bulunan höyüklerin açılması, ve incelenmesi sonucu bu bölgedeki ilk yerleşimin KALKOLİTİK (Taş ve Maden Devri M.Ö.4000) çağda olduğu belirlenmiştir. Ayrıca yapılan kazılarda M.Ö.2500-2000 yıllarına ait bulunan uygarlık kalıntıları bu tarihlerde Afyon ve çevresinde HATTİ kültürünün başladığını göstermektedir. Bu kültürü sürdüren HİTİT’ler günümüze kadar gelen bir uygarlığın yaratıcısı olmuşlardır.
M.Ö.1200 yıllarında FRİG’ler Afyon bölgesine girmişler ve DİNAR ilçesine kadar yayılmışlar ve DİNAR’I zengin ve büyük bir yerleşim yeri durumuna getirmişlerdir. Bu devire ait İhsaniye ilçesi çevresinde (Ayazin, Karacaahmet, Döğer, Üçlerkayası) bulunan kalıntıların M.Ö.600-500 tarihlerinde yapıldığı sanıldığına göre Friglerin afyon ve çevresinde Pers’lerin Anadolu egemenliğine kadar kaldıkları söylenebilir.
M.Ö.500’lü yıllarda doğunun büyük devleti Pers’ler Lidyalılarla yaptıkları savaşı kazandıktan sonra Anadolu’da egemenlik sürdürmüşlerdir. Bu dönemde merkezden atanan satraplarla (Vali) idare edilen Pers egemenliği sırasında Satrap Kyros Dinar ilçesinde büyük bir saray ve saray içerisinde yabani hayvanların barındığı bir park yaptırmıştır. Afyon ve çevresinde yerleşmelerine rağmen Pers imparatorluğu kalıntılarına rastlanmamaktadır.
M.Ö.300’lü yıllarda Pers İmparatorluğunun Büyük İskender’in ordusu tarafından yenilmesiyle birlikte bu bölgede Helenizm devri başlamıştır. Büyük İskender’in Babil’de ölümüyle birlikte komutanları ele geçirilen bölgeleri paylaşabilmek için mücadeleye başladılar. Mısır, Babil ve Makedonya’ya sahip komutanlar ile Anadolu’ya hakim komutan arasındaki mücadele Çay ilçesinin bulunduğu yerde yapılmıştır. Böylece Afyon bölgesi Babil hakimi komutan Seleukos’un hakimiyeti altına girmiş oldu. Seleukosların merkezi Antiokhia (Yalvaç) şehri olmuştur. Kısa süren egemenlikleri süresince uygarlık anlayışları ile ilgili izler bırakmamışlardır.
M.Ö.100’lü yıllarda Roma senatosu aldığı bir kararla Anadolu’da bir Asya devleti kurulmasını gerekli görmüş ve Spartacus isyanının bastırılmasıyla birlikte Anadolu’yu Ermenistan’a kadar ele geçirmiştir.Afyonun bu devirdeki adı AKRONİUM’dur. SYNNADA (Şuhut) şehrinde bulunan paralar üzerinde görülen haşhaş bitkisi resimleri Afyon ve çevresinde haşhaş üretiminin tarihsel sürecinin eskiye dayandığını göstermektedir. Afyon ve çevresinde yapılan kazı araştırmaları sonuçlarına göre bu bölgedeki Roma egemenliğinin M.S.400’lü yıllara kadar uzanmaktadır.
Batı romanın tamamen ortadan kalkmasından sonra, doğuda egemenliklerini sürdüren (Yeni Romalılar) Bizanslılar zamanında Şuhut ilçesi (Synnada) Frigya’nın prenslik merkezi, Amorium’da önemli şehirlerindendi. Bayat ilçesi(Abassum), İscehisar ilçesi(Docimeum) ve İhsaniye ilçesi Ayazin köyü çevresinde görülen oyma kilise ve manastırlar ve dini yapılara ait kalıntıların M.S.600-1000 yılları arsında yapıldığı sanılmaktadır. Tarihsel kalıntıların niteliği bu bölgenin dini merkez olarak seçilmiş olduğunu göstermektedir.
Selçuk Türklerinin Anadolu fethine başladiklari tarihte Afyon, merkezi Konya(Conia) olan Anatolik eyaletine bagli bulunmaktaydi. Süleyman Şah komutasindaki ordunun Anadolu’nun içlerine kadar girmesiyle birlikte Afyon ili Selçuklu egemenligine girmiştir ve 11. yüzyil sonlarinda kurulan beylikler döneminde Süleyman Şah idaresindeki beylige baglanmiştir. Anadolu’da kurulan beyliklerden Sahip-Ata ogullari beyliginin kurucusu Sahip-Ata Fahrettin Ali yaşamini sürdürmek amaciyla Afyon’u malikane olarak almiştir. O döneme kadar Kara hisar denilen şehre Kara-Hisar-i Sahib denmiştir.Germiyan beyi 2. Yakup Samimi’nin vasiyeti ile Afyon ve çevresi 2. Murat’a birakilmiştir. Böylece Afyon ili Osmanli yönetimine geçmiştir.
1900!lü yılların başında Osmanlı İmparatorluğu gücünü ve etkinliğini kaybedince Afyon ve çevresi işgalci devletlerin egemenliği altına girmiştir. Ordu karargahlarının, cephaneliklerin ve askerlerin büyük bölümünün bu çevrede konuşlanmış olması Kurtuluş Savaşı açısından Afyon’un kesinlikle alınmasını gerektirmiştir. 30 Ağustos 1922’de Afyon ve çevresinden düşman askerleri temizlenmiş ve Afyon ili yeniden Türk egemenliğine girmiştir.
KRONOLOJİ
M.Ö. 2000-1200 Hitit egemenliği
M.Ö. 1200-660 Frig egemenliği
M.Ö. 660-546 Lidya egemenliği
M.Ö. 546-333 Pers egemenliği
M.Ö. 333-281 Helenistik dönem
M.Ö. 281-261 Selökidler dönemi
M.Ö. 261-133 Bergama krallığı dönemi
M.Ö. 133-M.S. 395 Roma imparatorluğu dönemi
M.S. 395 Bizans egemenliğinin başlaması
666 Abbasi halifesi Muaviye’nin oğlu Yezid’in Emirdağ’ı alması
717 Mesleme ordusunun Afyon’u yıkması
739 Emevilerin Afyon’u ele geçirmeleri
1068 Selçuklu döneminin başlamasi
1176 Miryokefalon savaşi
1243 Beylikler döneminin başlamasi
1382 Afyon’un Osmanlı egemenliğine geçmesi
1402 Afyon’un Germiyan beyliğine geçmesi
1415 Afyon sancağının Kütahya vilayetine bağlanması
1428 Afyon’un tekrar Osmanlı beyliğine geçmesi
1602 Deli Hasan isyanı
1604 Uzun Hasan isyanı
1648 Haydaroğlu Mehmet isyanı
1649 Abaza Hasan Paşa isyani
1650 Yeğen Hasan Paşa isyanı
1690 Ceridoğulları isyanı
1867 Afyon’un mutasarrıflık olması
1917 Bağımsız mutasarrıflık olması
16 Nisan 1919 Fransızlar Afyon istasyonunu işgal etti
21 Mayıs 1919 İtalyan birliği Afyon istasyonunu işgal etti
17 Mart 1920 İtalya ve Fransa’nın Afyon’dan çekilmesi
28 Ağustos 1920 Mustafa Kemal ve Fevzi Çakmak’ın Afyon’a gelişi
28 Mart 1921 Yunanlıların Afyon’u işgali
08 Nisan 1921 Yunanlıların işgali kaldırması
13 Temmuz 1921 Yunanlıların ikinci defa Afyon’u işgali
12 Eylül 1921 Sandıklı’nın kurtuluşu
24 Eylül 1921 Bolvadin’in kurtuluşu
24 Eylül 1921 Çay’ın kurtuluşu
26 Ağustos 1922 Afyon cephesinde büyük taarruzun başlaması
27 Ağustos 1922 Afyon’un kurtuluşu
EVLİYA ÇELEBİYE GÖRE AFYON
Buraya Karahisar’ı Sahip derler. Sultanlık defterinde böyle yazılıdır. Sancak Bey iki tuğludur. Ulaması çoktur. Halkı gayet iyidir. Kalede üç buğday ambarı ve cephane hazineleri ve 7-8 adet su sarnıcı vardır. Kapıları daima kapalı durur. Yılanı ve çıyanı gayet çoktur. Kimseler yoktur. Daire biçimindeki kale çevresi iki bin adımdır. Etrafı köy ve kasabalar, bağ ve bahçelerle süslüdür. Bu üç kale kapısından yukarı ve aşağı ne at nede katır inip çıkabilir. Orta hisarın kapısı kıbleye karşıdır... Bu şehrin hangi evine girersen bir saray görünür. Misafirhanesi ve haremi ayrıdır. Geniş avlular içindedir. Mükellet ve Müzeyyen İmaret camisi burma minarelidir ki misli Bursa şehrinde ola... Hastalara şifa veren bir hamamı, yetmiş hücreli medresesi vardır... Yedi tekke vardır... Beş hamamı vardır... İki çarşısı vardır... Saraçhanesi hiçbir diyarda yoktur... Burada işlenen besatları hiçbir diyarda işlenmez... Zira Karahisar köselesi, sahtiyan ve gönleri pembeye çalan renktedir. Yüz dükkanlık tabakhanesinde üç bin kişi çalışır. Dükkanları şehrin dışında, derenin iki kenarındadır. Ayrı cami ve mescitleri vardır. On dokuz tüccar hanı vardır...
Çarşi pazari öyle kalabaliktir ki, insan insanin omuzunu sökemez. Zira büyük şehirdir ve çevresi gayet mamur kasabalardir. Nimetleri çoktur. Gayet mümin kimselerdir. Amma halkinin rengi sariya meyyaldir. Zira bu bölge afyon bölgesidir ve ekseriya afyon tiryakisidir. Havasi ve suyu güzel oldugu için nane çöpü gibi, lades kemigi gibi arik ademler degillerdir. Bütün halk çuha, ferace ve kontoşlar giyerler. Alim ve zenginleri samur ve sof ferace giyip gezerler. Halki ekseriya mevlevi oldugu için külah üzerine beyaz sarik sararlar ve cümle beyaz çar bürünürler... Halki gayet zekidir. Okumuşu ve düşünürü çoktur... Bu şehir münevver ve ruhani bir şehirdir. Insan bu şehre girince, kalbi, gözü açilir, bag ve bahçelerinde gami dagilir, canina can gelir...
Suleymanakin03@hotmail.com
Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın
|